Abdullah Tamamlar – Agazı Kitab
Abdullah Tamamlar Agazı Kitab İlahi Sözleri
Sayfamız da düzenlemiş olduğumuz Abdullah tamamlar agazı kitab ilahi sözlerini bulabilirsiniz. Sizde yazımızın devamına giderek, Abdullah tamamlar agazı kitab ilahi sözlerini takip ederek sosyal ağlarınız da paylaşabilirsiniz. En güzel Abdullah tamamlar agazı kitab ilahi sözleri için bizleri sosyal ağlarımızdan takip ederek, beğendiğiniz ilahi sözlerine ulaşabilirsiniz. Bir çok yeni Abdullah tamamlar agazı kitab ilahi sözlerini sitemiz aracılığı ile bulabilir vede paylaşabilirsiniz.
Söyle ey gûyende-i esrâr-ı Hakk,
Çün tulû’ itdi sana envâr-ı Hakk.
Kenz-i mahfînin dilidir bu zebân,
Depret anı kim demidir bu zamân.
Oku seyrinden ol a’lâ serverin,
Ol hümâ-yi kuds ü ol cân-perverin.
Oku seyrinden ol a’lâ serverin,
Ol hümâ-yi kuds ü ol cân-perverin.
Nereden geldi niye geldi o şâh,
N’eyledi yâ kanda tulundu o mâh.
Hoş ‘ayân et bize sözün aslını,
Kıl mübeyyen faslını vü vaslını.
“Küntü kenz”in mahzeninden feth-i bâb,
Eyleyüp tâliblere kaldır nikâb.
Bu hazâin dürlerinden kıl nisâr,
Bî-nevâ alsın nevâle sad hezâr.
Söylegil şîrîn kelâm ile nükât,
Senge çalsın kûzerin kand-ı nebât.
Kanda kim sultân-ı kevneyn ola yâd,
Düşe her hüsn ehline anda kesâd.
Bûy-ı zülfünden yiter bize hemîn,
Bitmesin sünbül benefşe der-zemîn.
Sâye-i tûbâsı besdir ümmete,
Düşmesin serv ü sanevber zahmete.
Söyleyen Mevlûd-i Şâh’ın mağzını,
Açmasın tûtî vü bülbül ağzını.
Bu sözün katında sıyt-ı bülbülân,
Pîşe-i cehl içre sıklıkdır hemân.
Dinle benden söze âgâz edeyin,
Evc-i ma’nâ içre pervâz edeyin.
Vahdet-i mahzında iken ol İlâh,
Yoğ idi bu fevk u taht u kûh u gâh.
Bahr-i vahdetteydi ol dürr-i yetîm,
Yoğ idi kesretden âvâz ey selîm.
Vahdet-i zâtında idi hep şuûn,
Dahi munzam olmamışdı kâf u nûn.
Yoğ idi evsâf-ı esmâdan nişân,
Dinlegil anın zuhûrundan beyân.
Âşıkı yoğ idi ma’şûk var idi,
Andelîbi yok aceb gülzâr idi.
Diledi ol Hayy u Kayyûm u Kadîr,
Ol tüvânâ ol Kerîm ü ol Münîr.
Ol şuûnı birbirin izhâr ede,
Vahdetine her biri ikrâr ede.
Düzüle bu sâfilât ü âliyât,
Hâsıl ola cümle emr-i mümkinât.
Yaşana dükkân ü bâzâr açıla,
Her taraf bir nev’a gülzâr açıla.
Sonradan gele bu şehrin hocası,
Ya’nî insân-ı mükerrem nicesi.
Kimisi tâlib kimi dellâl ola,
Bey’ u bâzâr ola bir hoş hâl ola.
Bu metâ’ı sanma kettân ü harîr,
Bu metâ’-ı mârifetdir ey zarîr.
Bu ticâret’çün gelipsin ey hoca,
“Mâ halaktü’l-cinne”den oku hecâ.
Ger bu söz denile tâ yevmi’l-kıyâm,
Hak budur bir harfi olmaya tamâm.
Olmak istersen Habîb’e âşinâ,
Ver salâtı bul anınla rûşenâ.
Çün bilinmek diledi ol pâk zât,
Ya’nî zâtından zuhûr ide sıfât.
Rûh-ı pâk-i Ahmedî mir’ât ola,
Mazhariyetde bu hem bi’z-zât ola.
Buna mazhar ola ayn-ı mümkinât,
Biline “el-hakku minnî”den nükât.
Yaradılmamışdı eşyâdan vücûd,
Pes temevvüc eyledi deryâ-yı cûd.
Yemm-i cem’a çün irişdi bu eser,
Sâhil-i farka bırakdı bir güher.
Bir güherdir ol ki Nûr-ı Kibriyâ,
Âşikâre olur andan ibtidâ.
Ahmed’in nûrunu evvel kıldı vâr,
Zât-ı nûrundan okurdu Girdigâr.
Çünkü Nûr-ı Ahmedî buldu vücûd,
İtdi ol dem Rabbisine beş sucûd.
Beş sucûdu bize oldu beş namâz,
Nâzı kogıl beş namâzı et niyâz.
Rûh-ı Ahmed’den de rûh-ı enbiyâ,
Yaradıldı cümleten buldu ziyâ.
Enbiyâ ervâhı çün buldu zuhûr,
Evliyâ ervâhı andan aldı nûr.
Evliyâ rûhundan oldu mü’minûn,
Böyle zâhir oldu sırr-ı kâf u nûn.
Rûh-ı mü‛minlerden oldu âşiyân,
Âşiyandan zâhir oldu kâfirân.
Yaradıldı rûh-ı kâfirden nifâk,
Ya’nî ervâh-ı münâfık oldu çâk.
Gel teemmül eyle işbu san’ati,
Kesrete geldikçe artar zulmeti.
Bu misâli gör ki gitsin iştibâh,
Nûr-ı âteşden olur dûd-ı siyâh.
Rûh-ı insânîden ervâh-ı melek,
Yaradıldı tâ ki zeyn oldu felek.
Anın ervâhından oldu cinniyân,
Cinnilerden oldu hep şeytâniyân.
Âlem-i ervâhdan itdi iş güzer,
Oldu bu milk ü melekût ser-be-ser.
Hem nebâtât ü me’âdin oldu vâr,
Unsuriyyât oldu dahi âşikâr.